PSİKOLOJİ YAZILARI

19/12/2012
Uçaklardaki sınıf farkı ve personel davranışları üzerine psikolojik bir inceleme
Prof. Dr. Üstün DÖKMEN
Dünyadaki  bazı  uçaklarda  görülen,  ‘ekonomik sınıf’ -  ‘bizinıssınıf’ (ekonomic class – business class)  ayırımını, kitaplarımda vetelevizyondaki Küçük Şeyler adlı programımda ele almış, bu türayırımların, insan onurlarının eşitliği ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştim. Son günlerde tanık olduğum bir olay üzerine bu konuyu tekrar incelemekistiyorum.   30 Ekim 2012’de THY uçağı ile saat 13.00’te İstanbul’dan Londra’yauçuyordum. Ekonomik sınıfın ön tarafındaki üçlü koltukta, penceretarafında orta yaşlı bir bey, ortada ve koridor kenarında ise yaşlıca vekilolu iki hanım oturuyordu. Koridor kenarındaki hanımı tekerleklisandalye ile getirip oturtmuşlardı. İnişe geçmeden az önce bu üçlününortasındaki hanım, yanındaki hanımın dizinin üzerinden aşarak tuvaletegitti. Hemen ardından, pencere kenarındaki bey de tuvalete gitti. Önceortadaki hanım döndü, yerine oturdu. Pencere kenarındaki bey tuvaletten döndüğünde her iki hanım da oturmaktaydı.   Söz konusu bey, yerine geçmedi, bir ön sıradaki bizinıs sınıfta bir koltuğa oturdu. Bizinıstaki koltukların çoğu boştu.Aradan bir süre geçti; dört kabin görevlisinden üçünün olaya tepkisi olmadı; ancak durumu sonradan fark eden kabingörevlisi bir hanım, telaşla bizinısta oturan müşteriye yaklaşıp, “Burada oturamazsınız, lütfen yerinize geçin”  dedi.    Yolcu, “İki hanım oturuyor, onları yerlerinden kaldırmamak, rahatsız etmemek için buraya oturdum. Uçak beş dakikaiçinde inecek. Servis de istemiyorum”  dedi.  Kabin görevlisi hanım, “THY şirket kuralları gereği burada oturamazsınız;siz ekonomik sınıf yolcususunuz”  dedi. Yolcu söylenerek kalktı. Hostes iki hanımı kaldırdı; tekerlekli sandalye ilegetirilmiş yolcuyu güçlükle yerinden çıkardı. Erkek yolcu pencere kenarına geçti; tekerlekli sandalye ile getirilen yolcutekrar güçlükle oturtuldu.   Bu olay öncesinde, ekonomik sınıfın arka tarafında oturan bir bayan yolcu, yine aynı sınıfın ön tarafındaki boş bir koltuğageçmek istemiş, aynı hostes tarafından geçmesine izin  verilmişti.   Bu gözlemleri psiko-sosyal açıdan yorumlamak istediğimizde şunları söyleyebiliriz:   1)     Söz konusu hostes, erkek yolcuyla ilgili olarak kurallara uyma konusunda belirli bir ahlâki (moral) yargı sergilemiştir.Bu yargı, Kolhberg’in ahlâk gelişimi basamaklarından dördüncüsüne uygundur; yani orta düzeyde bir ahlâk anlayışısergilenmiştir. Şöyle ki:   Piaget’e göre çocuklarda, zihinsel gelişime paralel olarak ahlâk gelişimi ortaya çıkar. Piaget’in ahlâk gelişimibasamaklarını zenginleştiren Kolhberg, zihinsel gelişime paralel olarak yedi ahlâk gelişimi basamağı tanımlamıştır.   Birinci basamakta ahlâki yargı sergileyen çocuklar/yetişkinler, cezadan kaçmak için ahlâklı davranırlar. Ahlâki gelişiminikinci basamağında bulunanlar, ‘ver gülüm -  al gülüm’ mantığıyla hareket ederler; burada, “Biz başkalarına iyidavranalım ki onlar da bize iyi davransınlar” düşüncesi egemendir, bir çıkarcılık söz konusudur.  Üçüncü ahlâk gelişimibasamağında olanlar ise, çevre tarafından sevilmek, beğenilmek için ahlâki davranışta bulunurlar. Dördüncübasamaktaki bir kişi, kurallara uyar; ancak kuralların mutlak olduğunu, yere ve zamana göre değişmeyeceğini düşünür.Beşinci basamaktaki bir kişi de kurallara uyar; ancak kuralların göreceli olduğunu, yere ve zamana göredeğişebileceğini düşünerek davranır, gerektiğinde kuralları, insanların yararını gözeterek esnetir. Altıncı basamakta ise,tüm insanların, hatta canlıların çıkarlarının gözetildiği evrensel ahlâk anlayışı egemendir.   Söz konusu basamakları örnekleyelim: Bir kişi, ortamda trafik polisi olduğu için kırmızı ışıkta duruyorsa birinci basamakta, polis olmasa bile kurala inandığı içinışıkta duruyorsa dördüncü basamakta ahlâki yargı sergiliyor demektir.  Trafikte ehliyeti alınırken ilkokul diploması şartıvardır.  Eğer bir görevli, geçerli bir üniversite diplomasını kabul etmez de ille de ilkokul diploması isterse, yine dördüncübasamakta davranmış olur.   Ya da bir başka örnek: Otobüslerde, “Ön sıralar malul gazilere ve müstakbel annelere aittir” yazardı. Rivayete göre genç bir erkek burayaoturduğunda, yaşlı bir hanım başına dikilip, “Evlâdım, gazi misin, hamile misin?”  demiş.  Şimdi bir genç bu türden birazar işitmemek için ön sıraya oturmuyorsa, birinci basamakta ahlâklı davranıyor demektir. Eğer bir genç, “Biz şimdiyaşlılara yer verelim de yaşlanınca gençler de bize yer versinler” diye, yerini bir yaşlıya verirse, ikinci basamakta ahlâkidavranış sergilemiş olur. Eğer bir genç, çevreden gelecek takdir dolu bakışlardan ve onaylanmadan hoşlandığı içinyerini bir yaşlıya verirse, üçüncü  basamakta davranmış olur. Sadece kurala uymak için ön sıraya oturmazsa, dördüncübasamakta ahlâki davranmış olur. Ancak diyelim ki bir genç, kurallara saygılı olduğu halde vücudunda kırıklık olduğuiçin gazilere ayrılmış yere oturursa, beşinci basamakta ahlâki davranmış olur. Ya da bir kişi, düşmesin diye bir çocuğuön sıraya oturtursa, altıncı basamakta ahlâki yargı sergilemiş sayılabilir.   Çocuklar, yaşları büyüdükçe ahlâki yargıda ilk basamaklardan üst basamaklara doğru tırmanırlar. Ancak bazıyetişkinlerin hayat boyu ilk basamaklarda kaldığına sıklıkla rastlarız.   Şimdi uçağımıza dönelim. Ekonomik sınıfta bileti olan bir yolcunun bizinıs sınıfa oturması, şirket kurallarına gerçektenaykırıdır. Hostesin bu kuralı gözetmesi dördüncü basamakta bir ahlâki yargıdır ve ilk bakışta doğrudur. Ancak birisiyürüme güçlüğü çeken iki yaşlı hanımı rahatsız etmemek için bu kuralın beş dakikalığına esnetilmesi beklenirdi. Buesnekliği sergilemek beşinci basamakta bir ahlâki yargı sayılır. Üç kabin görevlisi bu esnekliği göstererek erkekyolcunun beş dakika için bizinista oturmasına ses çıkarmamışlar, yani beşinci basamakta ahlâki yargı sergilemişlerdir.Ancak duruma müdahale eden kadın görevli, katı davranmış, beşinci basamağa çıkamamıştır; kuralı insandan üstüntutmuştur.   Bu durumda, kendi inisiyatifleriyle duruma uygun davranış sergileyemeyen görevlilerin bulanabileceğini düşünerek, tümgörevlilere bu tür konuları da kapsayan hizmet için eğitim verilmelidir.   2)     Yolcuları rahatsız eden kabin görevlisinin, şirket kurallarına uyma amacından çok, bir bizinıs hayranlığı içindebulunduğunu, bizınısı tabulaştırdığını düşünebiliriz.  Çünkü aynı görevli, şirket kurallarına aykırı olduğu halde, bir başkayolcunun ekonomik sınıf içinde yer değiştirmesine izin vermişti. Bu durumda söz konusu kadın görevli, muhtemelenfarkında olmadan şu iletiyi sergilemiştir:  “Kurallara aykırı olsa da ekonomik sınıf  içinde yerinizi değiştirebilirsiniz;kıyamet kopmaz. Ancak ekonomik sınıf yolcusu iseniz bizınısa geçmeniz imkânsızdır, tabudur.”   Ayrıca, uçak alana inmek üzereyken, üç yolcunun ve bu kadın görevlinin koridorda dolaşması da, tekerlekli sandalyeylegetirilmiş müşterinin ayakta tutulması da şirket kurallarına aykırıdır, kişilerin güvenlikleri açısından sakıncayaratmıştır.  Bu karışıklığın temelinde kanımca, söz konusu kabin görevlisinin bizınısa abartılı değer yüklemesiyatmaktadır. Ancak bu durum şüphesiz ki sadece onun hatası değildir. İnsanlar arasında sınıf ayırımı yaratmanın modasıgeçmiş ve komik bir tarzı olan bizınıs uygulaması, muhtemelen bu kabin görevlisinin gerçekçi ve akılcı olmayandavranışına yol açmıştır.    Anlaşıldığı kadarıyla bizinis uygulaması, en azından bazı kabin görevlilerinin belli durumlarda bocalamalarına nedenolmaktadır. Öyle ise uçaklardaki bu çağ dışı sınıf ayırımı uygulamasının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu türayırımlar, kişi onurlarının eşitliği ilkesine aykırıdır; çürümüş kast/asalet anlayışının sonucudur.   Bu konuda bir başka ilginç örnek var. Bazı konferans salonlarında, protokole ayrılan ön sıradaki koltukların önünesehpalar yerleştirilir, üzerlerine su, gazoz konur. Bu düzenlemenin insanlara verdiği ileti şudur: “Ön sıradakiler, arkadaoturanlara oranla üstün insanlardır, onurları onların onurlarından yüksektir, bu yüzden susadıklarında bir şeyler içmekhaklarıdır. Arkada oturanların ise susayıp susamamaları önemli değildir; çünkü onlar, sıradan, ölümlü insanlardır.”   Kanımca, uçaklardaki bizınıs uygulaması ve hayranlığı ve konferans salonlarındaki protokol sehpaları, bazı insanlarınsınıf ayırımı fikrinden hâlâ kurtulamadıklarını ve tüm insanların birbirlerine eşit olduğu görüşünü hâlâbenimsemediklerini göstermektedir.  
DEVAMINI OKU
12/11/2012
Öfkenizle baş etmeyi öğrenebilirsiniz
Uzm. Klinik Psk. Süleyman HECEBİL
Kurucumuz Uzm. Klinik Psk.Süleyman Hecebil'in Formsante Kasım 2012sayısında yayınlanan röportajı'ndan..   Öfkenizle baş etmeyi öğrenebilirsiniz   Trafikte çıldırıyor, evde eşinizin her söylediğine sinirleniyor, artıköfkenizle baş edemiyorsanız zor durumdasınız demektir. Çünkü öfkebüyüdükçe dertler de büyümeye, sorunlar işin içinden çıkılmaz halalmaya başlıyor.   Aslında toplum olarak öfkeliyiz. Yaşadığımız şehre öfkeliyiz,çevremizdekilere öfkeliyiz, trafiğe öfkeliyiz... Kısacası her şeye öfkeliyiz. En ufak şeylere bağırıyor, kavga çıkarıyor bazen de ortada hiçbir sebep yokken başımızı derde sokabiliyoruz. Oysa öfkede sevmek, nefret etmek, mutlu olmak gibi bir duygu. Farkı ise gerisinde var olan başka duyguları gizleyen bir duyguolması. Öfkeli insanları maske takmış kişiler olarak tanımlayan Uzm.Psk.Süleyman Hecebil, “ Öfke, mutlu olmak gibidoğal bir duygu. Bu duygunun doğal olmayan şekli, kişinin kendisine, çevresine zarar verecek şekilde ortayaçıkmasından kaynaklanıyor. Böyle olduğunda kişinin ilişkileri riske giriyor, çevresindeki insanlar zarar görmeye başlıyor.Öfkeyi kontrol etmek için ise önce öfkenin doğal bir duygu olduğunu kabul etmek gerekiyor” diyor.   Neden öfkeleniyoruz?   İstenmeyen sonuçlar Öfkelenmemize neden olan birçok sebep bulunuyor. Bu sebeplerden biri istenmeyen sonuçlarla karşılaşmamız oluyor. Örneğin mağazada alışveriş yapıp kasaya geldiğimizde kredi kartımız onay vermezse aldığımız şeyleri kasada bırakmak zorunda kaldığımızda öfkeleniyoruz. Sevdiğimiz birinden aynı karşılığı alamıyorsak ya da bir yere gitmemiz gerekirken trafik yüzünden gidemiyorsak öfkeleniyoruz.   Beklentiler Beklentilerimiz karşılanmadığında da öfkeleniyoruz. Örneğin terfi edemediğimizde öfkeleniyoruz, eşimiz beklentilerimizi karşılamadığında öfkelenebiliyoruz. Günlük yaşamdan beklentilerimiz gerçekleşmediğinde de tepkimizi öfke göstererek veriyoruz.   Engellenme Bir engel ortaya çıktığında, bizi kısıtlayan bir durum olduğunda öfkeleniyoruz. Psikolog Süleyman Hecebil, “Örneğinergen bir çocuğa dışarı çıkamazsın denildiğinde öfkeleniyor. İnsanlar en çok trafikte öfke yaşıyor çünkü ulaşmakistedikleri yere ulaşmakta zorluk çekiyor ve engelleniyor. İstedikleri gibi davranamıyor ve çaresizlik içinde uzun süretrafikte kalabiliyorlar” diyor. Uzm.Psk.Süleyman Hecebil, “Öfke nedeniyle bize başvuran kişilerin aslında neye öfkelendiğini bulmaya çalışıyoruz, neyi maskelemeye çalıştığını öğrenmek istiyoruz. Eğer korkuyorsa, yetersizlik duygusu yaşıyorsa o duyguyu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Çünkü öfke aslında başka bir duygunun ifadesi oluyor” diyor.   Kaygı Kaygılandığımızda ve korktuğumuzda öfkeleniyoruz. Özellikle çocuklarımıza bu nedenle zarar verebiliyoruz. İyi anne ya da baba olamama, iyi çocuk yetiştirememe kaygısı ve korkusu çocuğu kontrol etme isteğini doğuruyor. Bir anne ya da baba çocuğunu kontrol ederse daha iyi bir ebeveyn olacağını düşünüyor. Olayları kontrol edemeyeceğimizi gördüğümüzde ya da işlerin kontrolden çıktığını fark ettiğimizde korku yaşıyoruz. Fakat bu durumda ‘Korkuyorum’ ya da ‘Kaygılanıyorum’ diyemiyor tam tersine maskelenmil bir biçimde tepki veriyoruz. Gerçek duygumuz kaygı olsa da ifade ettğimiz duygu öfke oluyor.   Haksızlık Haksılığa uğradığımızı düşündüğümüzde de öfkeleniyoruz. Haksızlığa uğramak demek kaale alınmamak anlamına geliyor. Sınıfta bir öğrenci öğretmeni ya da diğer öğrenciler tarafından dikkate alınmıyorsa kendini bir şekilde var edemiyorsa, ‘Sen bizim için değerlisin’ mesajını alamıyorsa öfkelenmeye başlıyor. Bunu da saldırganlık gibi öfke davranışıyla gösterebiliyor. Aynı şey ilişkilerde de geçerli oluyor. Eşimiz tarafından önemsenmediğimizi ve anlaşılmadığımızı hissettiğimiz durumlarda öfkeleniyoruz. Ama ‘Ben kendimiz senin yanında önemsenmemiş hissediyorum’ değil, tamamen öfkelenerek ‘Beni dinlemiyorsun, beni önemsemiyorsun’ gibi öfke duygusuyla ifade ediyoruz.   İthal öfke Öfke bazen de ithal edilmiş oluyor yani anne ve babalarımızdan bize aktarılmış olabiliyor. Çocukluk dönemimizde kendimizle ilgili bazı kararlar veriyoruz. Örneğin bir problemi nasıl çözeceğimize ilişkin kararları bu dönemde veriyoruz. Psikolog Süleyman Hecebil, “Eğer öfke evdeki ilişkilerde işe yarıyorsa, öfkelenen kişinin hayatını kolaylaştırıyorsa çocuk ‘Öfkeli olursam insanlara kendimi daha kolay kabul ettirebilirim’ diye düşünüyor. Her şey öfkeyle ifade edilebilir sonucuna varıyor. Bazen de öfkenin çok yoğun olduğu ailelerde eğer baba çok öfkeliyse ve anneye sözel ve fiziksel şiddet uyguluyorsa bunu gören çocuk, ‘Babam gibi olmayacağım, annem gibi olacağım’ diye bir karar veriyor. Her eşcinselliğin ardında böyle bir sebep olduğunu söyleyemesek de bazılarında bu durum yaşanabiliyor. Ayrıca kızdığınız şeylerin bazılarına baktığınızda aslında anne ve babanızın kızdığı şeylere öfkelendiğinizi görürsünüz” diyor.   Yetersizlik Bir başka öfke sebebi ise yetersizlik duygusu oluyor. Ne kadar çok yetersizlik duygusu yaşarsak hem kendimize hem de karşımızdakilere karşı o kadar öfkeli oluyoruz çünkü bir işe yaramadığımızı ve değersiz olduğumuzu düşünüyoruz. Karşımızdakilere öfkeleniyoruz çünkü içimizdeki değersizliği görmelerini istemiyoruz. Psikolog Süleyman Hecebil, aşırı öfkeli olan kişilerin aslında son derece kırılgan ve zayıf olduklarını belirterek, “Bu kişiler dışarıdan zayıflıklarının fark edilmemesi için kabuklarını sertleştiriyorlar. Böyle bir durumda o kişiye özgüven kazandırmak gerekiyor” diyor.   Gizli duygular İçte tutulmuş ve dışa vurulmuş olmak üzere iki tür öfke bulunuyor ve dışa vurulmuş öfke içte tutulandan daha iyi bir durum oluyor. Öfkesini içinde tutan bazı kişiler alkol alıyor. Alkol öfkeyi geçici olarak yatıştırabiliyor ama eğer o kişi içte tutulmuş bir öfke yaşıyorsa alkol alınca bu öfkeyi dışarı çıkarıyor. Rahatlama oluyor ve öfkeyi tutamaz hale geliyor. Bu nedenle alkol alınca çığrından çıkan insanlar öfkeyi içinde tutan insanlar oluyor.   Öfke Kontrolü Öfke kontrolünün temelinde düşünsel düzenlemeye ihtiyaç bulunuyor. Psikolog Süleyman Hecebil, “Bu dünyada her an her şey olabilir buna inanmak gerekiyor. Trafik tıkanabilir, kötü bir insana rastlanabilir, trafikte biri önümüze geçebilir, yol vermeyebilir, işte hak etmediğimiz bri davranışla karşılaşabiliriz. Bu dünyada sadece bizim kurallarımızın olmadığının farkına varmalıyız. Öfkeyle insaları adam edemeyeceğimize inanmamız lazım. Sağlıklı kalabilmek için olasılıklar dünyasında yaşadığımızı kabul etmeliyiz. Bu duyarsız olmak anlamına gelmiyor ama bu gerçeği de kabul etmek gerekiyor” diyor. Öfke kontrolünde iletişim çok önemli. ‘Ben sana kızdım’ demek yumruğu yere vurarak öfkelenmekten daha iyi bir sonuç verecektir. Çünkü öfkemizi davranışsal ve sözel olarak dışarı vurmaya başladığımızda karşımızdakinin bizi duyma şansı kalmıyor. Karşımızdaki kişi öfkeli bir davranış karşısında kendini kapatıyor ve korunmaya geçiyor. Ama öfkelendiğimizde ‘Ben çok öfkelendim’ derseniz karşınızdaki sizin nasıl bir durumda olduğunuzu anlamaya çalışıyor.   Hecebil, “Gerçekten öfkelendiğimizde “Şu an ne düşünüyorum? diye düşünmeliyiz. ‘Ben kendimi değersiz mihissediyorum? Eğer böyleyse bunu düzeltmek gerekiyor. Kimse değerinizi yükseltip, alçaltma gücüne sahip değil.Başkalarının değerlendirmelerini kendinize mal ediyorsanız bunun farkına varmanız gerekiyor” diyor.   İntiharlara bakıldığında çocukluk döneminin intihar üzerinde etkisi olduğu görülüyor. Çünkü intihar kendine dönük en yıkıcı saldırganlık ve öfke. İntihar edecek kişi hem kendine öfkeleniyor ‘Değersizim’ diyor, hem de karşısındakilere öfkeleniyor ‘Öyle bir hareket yapacağım ki sizin canınızı yakacağım’ mesajı veriyor.    
DEVAMINI OKU
09/10/2012
Çocuk ve okula başlama yaşı
Uzm. Klinik Psk. Süleyman HECEBİL
Çocuklar yaşlarına göre değişik gelişim dönemlerinden geçerler. Okul öncesi dönem çocuğu, 6 yaş ve öncesinde “işlemöncesi dönem” olarak adlandırılan gelişim döneminde bulunur. İşlem öncesi dönem, çocuğun dünyayı egosantrik birbiçimde algıladığı ve değerlendirdiği, karşılaştığı durum ve olayları  herhangi bir zihinsel işleme tabi tutamadığı,nedenlerini sorgulamadığı bir dönemdir. 6 yaş ve öncesinde bulunan çocuklar gördüklerini, söylenenleri herhangi birzihinsel işleme fazlaca tabi tutmadan kabul ederler. Okul öncesi dönem, işlem öncesi dönem olmakla birlikte aynızamanda yaratıcılığın, öğrenme hızının ve spontanlığın en yüksek olduğu dönemdir. Dolayısıyla okul öncesi dönemingelecek yaşantılar (okul yaşantıları, mesleki yaşantılar, sosyal yaşantıla vb.) için belirleyici bir özelliği vardır. Kısacasıokul öncesi dönem çocukların geleceğe ilişkin yaşam rotalarını belirlemeye başladığı dönemdir. İşlem öncesidönemde çocuklar bir sopayı at gibi ya da tüfek gibi kullanabilirler. Akıl yürütmeden çok sezgisel olarak problemleriçözmeye çalışırlar. Çocuklarda işlem öncesi dönemin kesintiye uğraması veya zarar görmesi gelecek yaşantılaraçısından oldukça risklidir.   7 yaşından itibaren somut işlemsel dönem başlar. Somut işlemsel dönem mantıksal düşünmenin gelişmeye başladığı, problemlerin sezgisel olarak değil akıl yürütme yoluyla çözülmeye başlandığı dönemdir. Çocuklar bu dönemde temel kavramları (kütle, ağırlık, uzunluk, hacim gb.) öğrenmeye ve farketmeye başlarlar. Yine bu dönemde çocuklar, egosantrik dönemin sona ermesiyle kendileri dışında kişilerle daha yakından ilişkiler kurmaya başlarlar. Bir taraftan düşünsel gelişim devam ederken diğer taraftan bedensel koordinasyon ve duygusal alanda da gelişim sürer. 7 yaşında el-göz koordinasyonu, vücut dengesinin kurulması, ince kas gelişimi gibi okuma yazma becerileri için gerekli olan temel alanlarda gelişmeler tamamlanmış olur. Böylece çocuğun okuyabilmek ve yazabilmek için gerekli olan bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal ve dil alanlarında gerekli dönemsel gelişimi de tamamlanır. 7 yaşında başlayan somut işlemsel dönem 11 yaşın sonunda tamamlanır.   Somut işlemsel dönemdeki çocuklar 11 yaşından itibaren soyutlama, esneklik, muhakeme yapma ve problem çözme gibi özelliklerle kendini gösterebileceği soyut işlemsel döneme geçiş yaparlar.   Çocuğun okula hazır olup olmadığı tüm gelişim alanlarının kontrol edilmesiyle ve çocuğun bu alanlardaki gelişim düzeyine bakılmasıyla anlaşılabilir. Ancak doğru olan, ilkokul çağının bilimsel başlama yaşının 7 yaş olmasıdır.  
DEVAMINI OKU
14/06/2012
"Panik Atak"la nasıl başa çıkabilirim?
"Oluyor muyum? Deliriyor muyum? Yeniden bir atağa mı yakalanıyorum? Ne yapabilirim?" Bunlar, panik atak yaşayan bireylerin sahip olduğu endişeli ve panik düşüncelerdir. Bu korku dolu düşüncelerin mantıklı bir nedeni yoktur çünkü gerçek bir tehlike sonucunda ortaya çıkmazlar. Bir kez bu duyguyu yasayan kimselerin, en ufak bir endişe halinde bile sinir sistemleri uyarılır ve bunun sonucunda bu kimseler gittikçe artan panik, stres ve korku duyguları yasarlar. Panikatak birçok insanın hayatını stresli kılar. Ancak, panik atağı durdurabilirsiniz!   Panik atak sırasında bedenimde neler oluyor?   Bedeninizin bir tehlike anında gösterdiği tepkiler, kalp çarpıntısı, mide kasılması, ellerinizin terlemesi, nefes darlığı, titreme bedeninizin tehlikeyle savaşmak için gösterdiği ‘savaş ya da kaş’ tepkileridir. Panik atakta da ayni tepkiler devreye girer fakat bu durumda gerçek bir tehlike yoktur, yani vücudumuz ‘sahte alarm’ yaşar. Bu ‘sahte alarm’ tepkileri birkaç kez tekrarlandıktan sonra ayni olaylar karşısında sürekli tekrar eder. Örneğin, geçen hafta alışveriş merkezinde panik yaşadıysanız ve kalbiniz yerinden çıkacakmış gibi çarptıysa, yeniden alışveriş merkezine gitme düşüncesi bile kalbinizin aynı şekilde çarpmasına yol açar. Bu durumda farkına varmanız gereken nokta korkunuzun mekandan değil, panik olmaktan kaynaklandığını anlamayanızdır. Panik yasayan bireyler bu şekilde, dükkanları, sinemaları, metroları vs. panik ile bağdaştırır ve bu mekanlardan kaçınırlar.   Panik sırasında ‘Bedenim-Düşüncelerim-Davranışlarım’:   Fiziksel olarak korkuya bağlı bir belirti yaşandığında (örneğin; kalp çarpıntısı), bu durum tamamen ilgisiz bir olaydan örneğin, spordan dolayı olsa bile bu korku, panik atağı harekete geçirir.   Bu fiziksel belirtiler yaşandığında, düşünceler de gelecekte oluşabilecek felaket senaryolarını yazmaya baslar. Örneğin; ‘Kalp krizi geçirebilirim, bayılabilirim, çığlıklar atabilirim, kontrolümü kaybedip delirebilirim.’ Bu düşünceler -> korkuyu -> fiziksel tepkileri artırır ve sizi korkunç şeyler olacağına inandırır. Kısacası, düşünceler, panik atak yasayan bireyleri alarma geçirir ve korkuları daha büyük boyutlara sürükler.   Düşünceler sonucu gelişen panik durumu bireyi, tehlikeli durumlardan kaçınmaya ve güvenli bir yere saklanmaya yönlendirir. Kaçındığı zaman endişeleri hafifleyen birey, ayni durumda karşılaştığında gene kaçınmak isteyecektir. Bu kaçınma davranışı ise panik duygusunun mekanla ilgili olduğu yanlış mantığını iyice yerleştirecektir. Bunun üstesinden gelmek için birey panik yaratan duygular ve mekanlarla yüzleşmelidir.   Panik atak sırasında kısır bir döngü yaşarız:   Panik atak yasayan bireyler, panik atağa sebep verebilecek tüm olayları saf dışı bırakıp kendilerini güvende hissetmeyecekleri yerlerden kaçınırlar. Ayni zamanda, panik atağa odaklanarak, sinyaller beklerler. Böylece bu korkular daha büyük korkulara ve daha çok kaçınmalara yol acar. Fiziksel tepkiler yaşandığında, korku oluşur, korkudan dolayı felaket içerikli düşünceler oluşur, bu düşünceler daha büyük korkulara yol acar ve sonrasında daha ciddi fiziksel tepkiler oluşur. Böylece kısır bir döngü oluşur ve bu döngü panik atak suresince devam eder.   Bu kısır döngüden nasıl kurtulabiliriz? İçten içe yaşadığımız ‘endişe’ duygusunu kontrol altına alıp, paniğe kapılma korkusunu azaltarak -> Panik atak tehlikeli değildir. Panik yaratacak durumlardan kaçınmayı sona erdirerek -> Panik atak yaratan olaylarla yüzleşmeli ve bunun yarattığı duygularla basa çıkmayı öğrenmelisiniz.   Panik atağı durdurmak için neler yapabilirsiniz?   Endişenin oluşturduğu fiziksel rahatsızlıkları azaltma yöntemleri: Stresli bir durumla karşılaştığınızda düzenli, rahat ve sakin nefes alin. 8’ e kadar sayarak burnunuzdan aldığınız sakin nefesi bir saniye tutun ve bir kamıştan üflüyormuş gibi içinizden 8’ e kadar sayarak yavaşça ağzınızdan verin. Buna ek olarak stresli bir olayla karşılaştığınızda içinizden ‘sakinleş, rahatla’ gibi sakinleştirici sözcükler geçirin. Bir diğer teknik ise kaslarınızı adım adım kasıp gevşetmektir. Rahat bir pozisyona girin ve kaslarınızı önce gerin, sonra gevşetmeye başlayın. Kastığınız kaslarınızın nasıl bir duygu oluşturduğunun farkına varın ve rahatlamanızın keyfini çıkarın. Bu egzersizler fiziksel olarak daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Endişeden kurtulmanızı sağlayacak düşünce yöntemleri: Panik yaratan düşünceleri saptayın ve panik anında içinizdeki ‘akılcı sesi’ harekete geçirerek bu düşünceleri değiştirin. Olacağını düşündüğünüz felaketin geldiğini haber verecek bir deliliniz var mi? Simdi panik sırasındaki kısır döngüyü biliyorsunuz, bu olaya daha farklı bakabilir misiniz? Belki de üzüldünüz, yalnızsınız, kızgınsınız. ​Panik düşüncelerinizin yerine koyabileceğiniz akılcı alternatifler: Panik dolu düşünce: ‘Ya bayılırsam?’ Akılcı alternatif: ‘ Daha önce paniğe kapıldığımda hiç bayılmadım.’ Panik dolu düşünce: ‘Kalp krizi geçireceğime eminim.’ Akılcı alternatif: ‘ Panikten oluşan bedensel tepkiler tehlikeli değildir. Vücudum yalnızca korkumu yansıtıyor.’ Korkularınızı, yorgunluk, açlık ya da kafeine ve sıcağa bağlı vücudunuzun verdiği tepkilerden ayırt etmeyi öğrenin. Bazı insanlar çok üzüntülü veya öfkeli olduğunda da endişelenirler. Duygularınızı tanır ve sınıflandırırsanız, bu durumlarla karşılaştığınızda üstesinden daha rahat gelebilirsiniz. Kaçınan durumlarla yüzleşmeyi öğrenme teknikleri: Korktuğunuz şeylerden kaçınırsanız, panik belirtilerinden de kaçınırsınız fakat korkunuz daha da derinleşir. Bu döngüyü tersine çevirmek için bu durumlarla adım adım yüzleşmelisiniz. Yüzleşmeye başlamadan önce kaçındığınız durumların listesini yapın ve şiddetine göre sıralayın. Önce başarmanızın daha kolay olduğu işlerden başlayın ve ilk başarısızlıkta umutsuzluğa kapılmayın.   Panik oluşturan durumla yüzleşirken; Endişeden oluşan reaksiyonlar doğaldır ve zararlı değildir. Endişe yaratan düşüncelere takılmayın ve kendinize öğrendiğiniz akılcı çözümleri hatırlatın. Yavaş ve derin nefes alin. Olmasından korktuklarınıza değil gerçekten o sırada yaşadığınız olaylara odaklanın. Başarılarınızı ufak da olsa kutlayın.   Korkunuzu kontrol etmeyi öğrenmek hayatinizi daha mutlu ve huzur verici kılacaktır. Olmasından korktuğunuz şeylerin aslında hiç gerçekleşmediğini ve fiziksel tepkilerinizin azaldığını hatta yok olduğunu göreceksiniz. Hayatinizi yeniden şekillendirecek, önceden kaçındığınız aktivitelere katılmakta özgür olacaksınız. Bir adıma atin ve sabırla ilerleyin… Sonunda mutlaka başaracaksınız!   Kaynak: Babior, S. & Goldman, C., Panik Atak, Kuraldışı Yayıncılık, 1999.  
DEVAMINI OKU
13/06/2012
Özgüveni yüksek çocuklar yetiştirmek
Bütün anne babaların bebeklerini kucağına aldığı andan itibaren gayeleri bebeklerinin, özgüveni gelişmiş bir birey olmasıdır. Peki çocuklarımızın ‘özgüven’ini nasıl sağlayacağız? Özgüven duygusu çocukların doğuştan sahip olduğu bir duygu değildir. Özgüven, çocukluk çağında edinilen deneyimler, beraber olunan kişiler ve yaşanılan olaylarla gelişir.   Çocukların, özgüvenini geliştirmede en önemli etken, anne babanın bebeklikten itibaren hiçbir öncelikli şart ve durumu göz önüne almadan çocuklarına gösterdiği ‘karşılıksız’ ‘sevgi’ dir. Çocuğunuza kuruduğunuz ‘ Uslu çocuk olursan seni severim, yemeğini yersen seni çok severim’ gibi cümleler, kendisine gösterilen sevgiyi hak etmediği hissi yaratır ve çocuğunuz bunun sonucu olarak kendisini sevilmeye değer görmez. Kendisini sevmeyen çocuk, başkalarının da onu sevmediğini düşünecektir. Çocuğunuzun neyi başardığına, nasıl davrandığına bakarak değil, kim olduğuna dayanarak onu sevin… Ebeveynler zaman zaman çocuklarının bazı islerini tek başına yapamayacağını düşünürler ve çocuklarına denemeleri için fırsat vermezler. Çocukların aslında yapabileceği işleri üstlenen ebeveynler, çocuklarına ‘Sen bunu yapabilecek beceriye sahip değilsin’ mesajını verirler. Bu mesaj karşısında çocuğun başarabileceğine karşı inancı, özgüveni azalır. Çocuğunuza küçük yaşlardan itibaren yaşına uygun isleri üstlenmesi ve mücadele etmesi için fırsat verin. Çocuğunuzun yetenek ve becerilerini geliştirmesi için verdiğiniz destek ile, ‘başarma duygusu’ gelişecek ve kendine olan güveni sağlamlaşacaktır. Çocuğunuz verilen sorumluluğu başaramamış olsa da ona koşulsuz destek ve sevgi vermeye devam edin. Böylece çocuğunuz, kendine değer verildiğini ve desteklenmeye devam edildiğini hissedecektir. Ailesi tarafından değerli hissedilen çocuğun ailesi ile ilişkisi sağlam güven temelleri üzerine kurulacaktır.   Çocuğunuzun yaşı kaç olursa olsun ayrı bir birey olduğunu unutmayınız ve tercihlerine saygı gösteriniz. Çocuklarınızın ileride de kendi kararlarını alma becerisini desteklemek için, küçük yaşlarda itibaren çocuğunuzun tercih yapmasına ve kararlarını uygulamasına izin verin.   ‘Tabağındaki bitecek, daha doymadın’ ‘Terledin, su içme’ ‘Tolga ile konuşma, o yaramaz bir çocuk’   gibi müdahaleler çocuğunuzun kendi hayatıyla ilgili tercih yapmasına engel olur. Ayrıca bu cümleler ile çocuğunuza fikirlerine saygı gösterilmediği mesajını iletmiş olursunuz. Tercih yapılmasına izin verilmeyen çocuklar, ebeveynlerine bağımlı, kendi başına karar alamayan bireyler olarak yetişirler. Ebeveynler olarak, çocuğunuzu yönlendirmek istemeniz çok doğal bir yaklaşımdır fakat bunu çocuklarınızın kendi verebileceği kararlara müdahale ederek ya da onun yerine karar vererek yapmamalısınız. Aşırı koruyucu bir tutum yerine, çocuğunuzun kendini yönetebilen bir birey olmasına destek vermelisiniz. Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplamayı, Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı, Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi, Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı, Eğer bir çocuk hoşgörü ile yetişmişse, sabırlı olmayı, Eğer bir çocuk desteklenip yönlendirilmişse, kendine ‘güven’ duymayı, Eğer bir çocuk övülmüş, beğenilmişse, takdir edilmeyi, Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyümüşse, adil olmayı, Eğer bir çocuk güven ortamı içinde büyümüşse, inançlı olmayı, Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse, kendisini sevmeyi öğrenir, Eğer bir çocuk ailesi içinde destek ve arkadaşlık görmüşse, mutlu olmayı öğrenir. Çocuğunuza ilgi göstermeniz, onu fark ettiğiniz, aktif olarak dinlediğiniz, sözlerinin ve yaptıklarının önemli olduğunu hissettirdiğiniz anlamına gelir. Çocuğunuza ilgi göstermeniz, onların özgüveni gelişmiş, kendini ifade edebilen bireyler olarak büyümelerine katkıda bulunacaktır.    Kaynak: Kasap, N. E., Yeni Çağın Çocukları: Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Yöntemler, Hayy Kitap, 2008.
DEVAMINI OKU