Öfke, kişinin sinirlilik ya da kızgınlık hissettiği anlarda ortaya çıkan, normal ve sağlıklı bir duygudur. Aslında bir işe de yarar: bir haksızlığa uğradığımızı, bir sınırımızın çiğnendiğini ya da bir ihtiyacımızın karşılanmadığını bize haber verir. Yani öfkenin kendisi bir sorun değildir. Sorun, öfke kontrolden çıkıp yıkıcı hâle geldiğinde başlar. Kontrol edilemeyen öfke; iş, okul, arkadaşlık ve ev hayatını zamanla ciddi biçimde zedeler, kişiyi kendi tepkilerinden pişman olduğu bir döngünün içine çeker.
Çoğu zaman gözden kaçan bir şey vardır: öfke çoğu zaman ilk duygu değil, ikinci duygudur. Yani patlamanın altında genellikle başka bir şey yatar; incinmişlik, çaresizlik, kaygı, değersiz hissetmek ya da anlaşılmamak. Öfke, bu daha kırılgan duyguların üstünü örten bir kalkan gibi çalışır; çünkü kızmak, çoğu zaman incindiğini itiraf etmekten daha kolaydır. Bu yüzden öfkeyle çalışmak, yalnızca "sakin kalmayı öğrenmek" değildir; asıl mesele, o öfkenin altında gerçekte neyin olduğunu anlamaktır.
Bize başvuran kişilerle önce bu kaynağı birlikte anlamaya çalışırız: öfke ne zaman, hangi durumlarda ve neye tepki olarak yükseliyor? Amaç, kişiyi öfkesinden tümüyle arındırmak değildir; çünkü sağlıklı bir öfke, kendimizi korumamız ve sınır koymamız için gereklidir. Hedef, öfkenin kişiyi yönetmesi yerine kişinin öfkesini yönetebilmesidir; onu doğru zamanda, doğru biçimde ve kendine ya da çevresine zarar vermeden ifade edebilmesidir.
Öfkenin kişinin ilişkilerini, işini ya da kendine dair duygusunu belirgin biçimde etkilemeye başladığı; ardından çoğu zaman pişmanlık ve suçluluk geldiği noktada bir uzmandan destek almak süreci kolaylaştırır. Erken destek, hem öfkenin yıprattığı ilişkileri korur hem de kişinin kendisiyle daha barışık bir denge kurmasına yardımcı olur.